|
SEYAHATNAME
DÜDEN
ŞELALESİ
Antalya'nın 15 km. kuzeyindedir.
Lara plajı Yakınında , Düden Çayı ağzındadır. Yükseklik
60 m.
Şelalenin döküldüğü yer ve yemyeşil piknik alanıyla hayli
güzel bir görünüme sahip. Suyun ana kaynağı Kırkgöz'de.
Yirmi metre yükseklikten düşen şelalenin döküldüğü yerde
de kaynak var.
KURŞUNLU
ŞELALESİ
Antalya'nın 18 km Batısındadır.
Yüksekliği 18 metreyi bulan Kurşunlu'dan dökülen su,
küçük şelalecikler aracılığıyla yedi adet göleti
birbirine bağlıyor. Piknik alanı içinde manzara seyir
terasları, oyun alanları, gezinti patikaları, içme suyu,
otopark ve restoran da bulunuyor.
KÖPRÜLÜ
KANYON MİLLİ PARKI
Manavgat'ın sınırları içerisindedir. Bolasan Köyü ile
Beşkonak arasında 14 km. uzunluğunda, 100 m. derinliğinde bir
vadidir. Gür sedir ormanları ile kaplıdır. Kapadokya'daki
peri bacalarına benzeyen doğa görünümü oldukça ilginçtir.
Köprü Çayı üzerindeki antik taş köprü bugün de
kullanılmaktadır.
TERMESSOS
MİLLİ PARKI
Antalya-Korkuteli yolunun 30. km.'sinde Termessos Ulusal
Parkı'na Ulaşılır. Bu parkta Antik Termessos dağ kenti
vardır. Nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan pek
çok hayvan burada rahatça üreme olanağı bulmaktadır. Vahşi
bir bitki örtüsünün egemen olduğu parkın eşsiz bir
güzelliği vardır.
OLYMPOS MİLLİ
PARKI
Antalya'nın Batısında dimdik yükselen ve dorukları karlarla
kaplı, insana heyecan veren Olympos Dağı, pek çok antik kent,
tarih öncesi yaşamın ilginç izlerini taşıyan mağaralar ve
sayısız çeşitte bitki ve hayvan türü Olympos Ulusal Parkı
içinde koruma altındadır.
PERGE
Antalya'nın 18 km. doğusunda Düden ve Aksu akarsuları
arasında kurulmuştur. Antalya'dan Alanya yönüne giden yolda
Aksu'dan kuzeye dönülür ve 2 km. sonra Perge'ye ulaşılır.
Bir Pamfilya Ülkesi Olan Perge,Deniz kıyısında bulunmadığı
için Korsanların baskı ve yağmalarından uzak kalmıştır.
Bu nedenle gelişme sürecinde duraklamalar görülmez. Kuruluşu
İ.Ö. 1200 yılındadır. İ.S. 334 yılında Side gibi Perge de
Büyük İskender ile antlaşma yapmıştır. Böylece kent
savaşmamış, yakılıp yıkılmamıştır. Helen, Roma ve
Bizans dönemini yaşamıştır.En Parlak Dönemini Roma
Döneminde Yaşamıştır.15000 kişilik tiyatrosu İ.S II.
yüzyılda yapılmıştır. Tiyatronun hemen yakınındaki
stadyum 12000 izleyici alır. Ege bölgesinde Aphrodisias'taki
hariç tutulacak olursa en iyi korunmuş Stadyumdur. Stadyumun
oturma yerlerinin altında dışa açılan ve dükkan olarak
kullanıldığı sanılan 30 adet oda vardır. Son yıllarda
yapılan kazılarda çok sayıda heykel ve sanat eseri
bulunmuştur. Kapıları, Agorası, Nymphaeumu, Sütunlu
caddeleri, Mezarlığı, Bazilikası ve Akropolu Perge'nin
görülmeye değer yerlerinden bazılarıdır.
ASPENDOS
Antalya'nın 48 km. doğusundadır. Antalya-Manavgat yolundan
ayrılan asfalt bir yolla Aspendos'a ulaşılır. Kent, biri
büyük öbürü küçük iki tepe üzerine kurulmuştur.
Coğrafyacı Strabon ve Pompenius Mela, kentin Argoslularca
kurulduğunu yazarlar. Bölgeye İÖ 1200'den sonra Grek
göçleri olmuştur. Ancak Aspendos adının kaynağı,
Greklerden önceki bir yerli Anadolu dilidir. Önemli bir ticaret
yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay'a bir limanla
bağlandığı için Aspendos, her çağda ele geçirilmek
istenen kentler arasında yer almıştır. Aspendos da Pamfilya,
Perge ve Sillyon gibi, başlangıçta korunaklı tepeler üzerine
kurulmuş, sonraları gelişerek eteklerdeki düzlüklere
yayılmaya başlamıştır. İS III. yüzyıldan başlayarak bu
kentler küçülmeye başlamıştır. Bizans Dönemi'nde yeniden
tepelere çekildi. Aspendos'da gelişim sürecinde oluşan
yapıtlar surlar, agora, nymphauem, eksedra, tiyatro, stadion,
hamamlar, su kemeri, tapınaklar ve nekropollerdir.
Aspendos surlarının Helenistik Dönemde yapıldığı,
sonraları Geç Roma ve Bizans dönemlerinde bir takım
onarımlar gördüğü bilinmektedir. Yol ve surlar yörenin
doğal yapı özelliklerinden yararlanılarak yapılmıştır.
Aspendos Kenti'nin merkezini oluşturan Büyük Tepe ile Tiyatro
Tepesi arasındaki vadileri izleyen yolların surlarla korunduğu
ve böylece kent savunmasının sağlandığı
anlaşılmaktadır.
Aspendosta yapılar, Aşağı Kent yapıları ve Yukarı Kent
yapıları olmak üzere ikiye ayrılır. Yukarı Kent yapıları
arasında agora, bazillika toplantı yapısı, nymphaeum ve
eksedra yer alır.
Agora batı tepesinin ortasındadır. (Aşağı Kent'de bir agora
vardır). Bir yanda bir dizi dükkan ve bunların önünde
portikler vardır. Öte yandan da 105 m uzunluğunda bir
bazilikiyla sınırlanan agora, akropolün ortasında yer
almaktadır. Batıda 70 m. uzunluğunda, 15 odalı bir yapı
bulunmaktadır. Bunun agoraya bakan ön yüzünde, bir stoa
(sütunlu galeri) oluşturulmuştur.
Agoranın doğu kesiminde bir bazilika yer almaktadır. Yapının
boyutları 105 m X 26.90 m dir. III. yy.da yapıldığı sanılan
bazilikanın kuzeyinde giriş bölümü, güneyinde de bir apsisi
vardır.
Kentin su düzeni içinde Nmphaeumun yeri önemlidir.
Günümüzde de sağlam olan bu çeşme agoranın kuzeyinde, 35 m
uzunluğunda ve 15 m yüksekliğinde bir duvar gibi agorayı
sınırlar. Nymphaeum'un ön yüzünde, eşit aralıklarla
sıralanmış beş niş yer alır. Aspendos
"Nymphaeum"un yapı malzemelerine ve tekniğine
bakılarak İS III. yy da yapıldığı sanılmaktadır. bu yapı
iki katlıdır.
Kentin güney kapısından agoraya çıkan yol kenarında bir
eksedra yer alır. Yapı bazilikanın apsisi ile sırt
sırtadır. Bu eksedra en erken İS III. yyın ikinci yarısında
yapılmış olabilir. Yarım daire biçimindeki bu yapının
içinde beş niş bulunmaktadır. Aşağı Kent yapıları
arasında: tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınak ve
nekropolller sayılabilir.
Aspendos'un en önemli yapısı, tiyatrodur. Bu tiyatro
Anadoludaki Roma tiyatrolarının günümüze sahnesi ile
birlikte ulaşabilen en sağlam örneğidir.
Mimarı Aspendoslu Theodoros'un oğlu Zenon'dur. İmparator
Antonius Pius zamanında yapılmıştır. (138-164). Tiyatro,
kentin yerli tanrıları ile imparator ailesine sunulmuştur. Bu
sunu, sahnenin iki yan kanadındaki yazıtlar da Latince ve
Grekçe'dir. Tiyatro 15 bin seyirci alabilecek büyüklüktedir.
Tiyatronun kuzeyinde ve Akropol'ün doğusunda Stadion yer alır.
Bu yapı, günümüzde yıkık durumdadır. Stadion'un uzunluğu
215 m olup planı U biçimindedir. Kazı bulgularına göre
Stadion'a güneydeki kapıdan girilmektedir.
Akropol'ün güneyinde, birbirlerine oldukça yakın, kubbeli ve
kemerli iki yapının hamam olduğu sanılmaktadır. Bunlardan
küçüğü 36.5 m X 35 m boyutlarındadır ve bugun yıkık
durumdadır. Büyüğü ise 42,50 m X 60 m boyutlarındadır. Bu
hamam, yerel bir taş türü olan konglomerayla yapılmıştır.
Büyük hamamın İS II yy'ın sonlarıyla III.yy başlarında,
küçük hamamın ise ise İS IV. yy'ın sonlarıyla V. yy
başlarında yapıldığı sanılmaktadır.
Roma Döneminde zenginleşip genişleyince kente bir su düzeni
yapıldı. Su kemeri de bunun bir parçasıdır. Kimi sanat
tarihçilerince, yapıda görülen tuğla işçiliğinin Bizans
tuğla işçiliğine benzediği ileri sürülmektedir.
Anadolu'daki su kemerleri arasında en iyi korunmuş olan bu su
kemerinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmiyor. Akropol
ile kuzeybatı dağları arasında uzanan kemerin her iki ucunda
birer su kulesi vardır.
Güney kapısının hemen arkasında, girişin solunda, agoraya
giden yol üzerinde bir tapınak vardır. Bunun, Artemis
Tapınağı olduğu sanılmaktadır. 7 X 11 m boyutlarındadır.
Tapınakta küçük bir sella ve bir ön portik vardır.
Kalıntıların azlığından tapınağın hangi tarihte
yapıldığını saptamak olanaksızdır.
Aspendos kentinde, Kızıl Belen köyü, Stadion'un kuzey ve
doğusunda ve Akropol'ün güneybatısındaki tepeler üzerinde
bulunan nekropollerde birçok lahit bulunmuştur.
SİDE
İlkçağda Pamfilya'nın en önemli kenti Side liman kenti idi.
Antalyanın 80 km doğusunda, Manavgat'ın 7 km güneybatısında
bulunan 350-400 m genişliğinde bir yarımada üzerine
kuruludur. Selimiye köyü yakınındadır. Side sözcüğü eski
Anadolu dillerinde nar anlamına gelmektedir. Nitekim yapı,
yazıt ve öbür süslemelerde, nar motifine sıkça rastlanır.
Strabona'a göre, bu kent kyme'nin (nemrutköy) bir kolonisi
olarak kurulmuştur. Kazılar burada yerleşmelerin kökeninin
tarih öncesine dayandığını göstermiştir. Kazılardaki
buluntulara dayanılarak Side'nin Anadolu'nun en eski yerleşme
bölgelerinden biri olduğu ileri sürülmektedir.
Side, İÖ VII. yy da bir yerleşim merkezi olmuştur. İS II.
yy.larda çok parlak bir dönem yaşayan Side, IV. yy'da
yoksullaşmaya ve zayıflamaya başlamıştır. İS V. ve VI.
yylarda üçüncü ve son parlak zamanını yaşayan kent, IX ve
X. yylardaki Arap akınlarıyla iyice zayıf düşmüştür. Eski
kaynaklarda side'den "yanmış Antalya" olarak söz
edilir. Halkının iki günlük uzaklıkta bulunan Yeni
Antalya'ya göçtüğü yazılır. Ticaret ve liman kenti olarak
tanınan Side'nin antik kalıntıları üzerinde XX yy.
başlarında, Giritli göçmenler Selimiye Köyü'nü
kurmuşlardır.
Helen, Roma ve Bizans dönemlerinin yapı özelliklerini
gösteren kent surlarının birçok yeri yıkılmışsa da kara
tarafı surlarının hemen hemen tümü ayakta kalabilmiştir.
Kara tarafı surlarının kimi yerlerinde 10 m yüksekliğinde
kuleler görülür. Bunlar Konglomera denilen taşlardan düzenli
bir biçimde yapılmış, dış cephelerinde açık renkte
kumtaşı silmelerle üç kata ayrılmıştır. Kara tarafı
surları eşit aralıklı yerleştirilmiştir. Büyük bir
bölümü dikdörtgen, öbürleri ise yuvarlak ya da yarım
yuvarlak planlıdır.
Antalya-Manavgat karayolunda, Manavgat'a 2 km. kala güneye
dönülerek Side'ye ulaşılır. Side'nin kuruluş tarihi kesin
olarak bilinmemektedir. Side adı Anadolu dilinde "Nar"
anlamına gelmektedir. Bu özellik ve bölgede bulunan bazı
yazıtlardan elde edilen bilgiler, Side tarihinin Hitit'lere
kadar uzandığını göstermektedir. Kent bir yarımada üzerine
kurulmuştur. Kara ve deniz surları ile korunan Side, Helen ve
Roma devirlerini yaşamıştır. Surları ve giriş kapısı
dikkati en önce çeken yapılarıdır. Toros Dağları'nın
eteklerinden ve çevreden kente su getiren çok sayıda suyolu
kalıntısı görülür. Eski bir hamam restore edilerek müze
haline getirilmiştir. Bu müzede Side'de bulunan eserler
sergilenmektedir. Side'nin en önemli yapısı 15.000 izleyici
alabilen tiyatrosudur. Roma eseri olan tiyatronun bölgedeki
diğer antik tiyatrolardan farkı, oturma yerlerinin eğimli bir
arazi üzerine kurulmamış olmasıdır. Tiyatro iki katlı ve 20
m. yükseklikte kemerli bir yapı üzerine oturtulmuştur.
Orkestra ve sahne kısımları yıkıntı halindedir. Tiyatronun
altında yağmur sularının aktığı kanallar vardır. Sütunlu
Yol, Zafer Takı, Liman, Hamamlar, Tapınaklar, Çeşmeler, Su
Sarnıçları, Su Yolları ve Agora gibi yapılarıyla gezilip
görülmeye değer bir yerdir Side.
OLYMPOS –
ÇIRALI
Antalya'nın
batısında Kemer ile Adrasan arasındadır. Antalya-Kumluca
yolunda Phaselis'i geçtikten sonra Çıralı ve Olympos'a giden
yolları gösteren iki işaret görülür. Her iki yolla da
Olympos'a ulaşılır. Çıralı, Olympos antik kentinin
yanındaki köyün adıdır. Olympos İ.Ö. II.yüzyılda
kurulmuş bir liman kentidir. İ.S. XV.yüzyıla kadar
varlığını korumuştur. Ünlü Bellerophontes efsanesi burada
geçmiştir. Antik kent eşsiz güzellikteki bir vadinin iki
yakasındadır. Vadi ve kentin denize ulaştığı yerde kumsal
çok güzel bir plaj oluşturur. Olympos'dan yaya olarak bir
saatte ulaşılabilen Çıralı ilginç bir doğa harikasıdır.
Yerli halkın "Yanar" dedikleri bu dağda, doğal gaz
sızıntısının oluşturduğu ve binlerce yıldır hiç
sönmeden yanan alevler yükselir gökyüzüne. Buraya ilk kez
gelenlerin Çıralı Köyü'nden bir rehberle birlikte Yanar'a
gitmelerini öneririz.
Tatil anlayışının güneş, deniz, kum üçgenine hapsolduğu
günümüzde, Akdeniz'i alternatif gezilerle keşfetmek
isteyenlerin uğraması gereken ilk yer Çıralı olmalı.
Dağların çevrelediği bir sahilin kenarına kurulu Çıralı
köyü, Akdeniz'in farkına varılamamış güzelliklerini
keşfetmek için en ideal yer. Ama bu keşif için ille de yazı
beklemeniz yersiz, şimdi, kışın ortasında da gidebilirsiniz.
Çıralı hem yazın hem kışın yakmaya hazırdır ruhunuzu.
Yeraltından sızan gazın tutuşturduğu Yanartaş,
Çıralı'yı birçok efsanenin de beşiği yapmış. Alev kusan
Khimaira’nın Lykia'ya dehşet salması üzerine, Bellerophon
kanatlı atı Pegasus'a atladığı gibi canavarı
cezalandırmaya koşmuş. Onu öldürüşünün anısına da
tanrıçası Athena için bir sunak dikmiş.
İşte Batı dillerinde Chimera olarak anılan Yanartaş böyle
tutuşmuş. Bir başka efsaneye göre de, bu alevler
yeraltındaki atölyesinde metal eriten demirci tanrı
Hephaistos'un atölyesinin alevleriymiş. Doğanın bu
şakasının eski zaman insanlarını bu kadar şaşırtmasını
anlayabiliyor insan. Çıralı'nın üst kısımlarında,
ormanın derinliklerinde, kayalar içinden fışkıran alevlerden
etkilenmemek mümkün değil.
Çıralı köyünün hemen dışında bulunan Olympos antik kenti
Anadolu'daki en etkileyici kalıntılardan biri belki de.
Yapılar harabeye dönüşmüş gerçi ama, Olympos çatlak
taşlarında görkemli geçmişinin anılarını hâlâ
taşıyor. Defne ağaçlarının sarıp sarmaladığı kent size
hüzünlü bir şarkı söylüyor sanki. Kentin içinden geçen
Akdere'nin dalgaları üzerinde harabelerin görüntüleri
oynaşıyor.
Yanartaş’a ve Olympos harabelerine uzanan patikalar
yürüyüş tutkunları için bulunmaz parkurlar. Kış
aylarında bile ılıman olan iklim, her mevsimde değişik
bitkiler, böcekler, kokular sunuyor konuklarına. Burada hiç
uykuya dalmayan doğa, yol arkadaşlığı yapıyor size
yürüyüşlerinizde.
Sahili kuzey yönünde yürüdüğünüzde eski krom madenlerine
varıyorsunuz. Bu bölgedeki Atbükü görülmeye değer
koylardan sadece biri. Ulupınar Deresi boyunca yukarı
çıktığınızda ise bölgenin zengin florasının
güzelliklerini izleyerek Ulupınar köyüne ulaşıyorsunuz.
Denize doğru uzanmış Musa Dağı'ndan başlayarak Karaburun'a
kadar ulaşan kumsal Caretta caretta kaplumbağalarının
yumurtlama yeri. Ama Çıralı, kaplumbağaların yanı sıra
birçok başka canlı türünün de evi. Her ne kadar yokluğu
dev kaplumbağalar kadar dikkat çekmeyecek olsa da pek çok
böcek türü de yöre için en az onlar kadar önem taşıyor.
Karadeniz'i aratmayacak denli yeşil dağların ardında her
şeyin babası, ağırbaşlı bir dev, Tahtalı Dağ yükseliyor.
Akdeniz'in kıyısına sakince uzanmış duran Çıralı herkesin
değil, kendini anlamaya emek vereceklerin yolunu gözlüyor
sadece.
Artık boş kalmış Olympos'un mezarlarından birinin
üzerindeki şiir ise artık yeni Çıralı'ya yer açmış antik
kentin söylediği şarkının son dizeleri sanki. “Son limana
girdi demirledi gemi çıkmamak üzere / Çünkü ne rüzgârdan
ne de gün ışığından medet var artık / Işık taşıyan
şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemus / Oraya gömüldü
gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış dalga misali.”
PHASELİS
Akdeniz'in bütün güzelliklerini gösteren yeni açılan sahil
yolundan Antalya'ya 35 km kala Phaselis levhasından
sapıldığında, bir orman yolu bizi Tekirova Köyü'ndeki
Phaselis'e götürür.
Yakınında bulunan Beldibi Mağarası'nın Prehistorik iskân
göstermesine rağmen, sahildeki Phaselis şehrinin kuruluşu
M.Ö. VII. yüzyıldan yukarı çıkmamaktadır. Üç limana
sahip oluşu, konumu ve zengin orman bölgelerine yakınlığı
nedeniyle M.Ö 690'da Rodosluların kolonisi olarak kurulmuştur.
M.Ö. VII. ve VI. yüzyıllarda geçimini denizden sağlayan
Phaselis, Perslerin Anadolu'ya hakim oluşundan sonra onların,
daha sonra İskender'in Persleri yenmesiyle de İskender'in eline
geçmiştir. Ancak Phaselisliler İskender'e kapılarını
açmış, onu şehirlerinde konuk etmişlerdir. İskender
Pamphlia şehirlerinin birçok elçisini burada kabul etmiş,
kıyı kesimindeki şehirleri bir bir alarak Gordion'a
gitmiştir.
İskender'in ölümünden sonra kent, M.Ö. 309'dan 197'ye kadar
Mısır'daki Ptolemaiosların elinde kalmış, Apameia Barışı
ile diğer Lykia şehirleri gibi Rodos Krallığı'na verilmiş,
M.Ö. 190'dan 160 yılına kadar Rodosluların egemenliğinde
kalmıştır. M.Ö. 160 yılından sonra da Roma'nın egemenliği
altında Lykia Birliği'ne girmiştir. Phaselis M.Ö. I.
yüzyılda Olympos ile beraber devamlı korsanların taarruzları
altında kalmış, bir müddet Zenekites'in elinde kalan şehir,
Romalıların bu korsanı yenmesiyle kurtulmuştur.
M.Ö. 42 yılında Brutus, şehri Roma'ya bağlamıştır. Bizans
Çağı'nda ise Phaselis, Piskoposluk Merkezi olmuştur.
Elverişli limanları dolayısıyla M.S. III. yüzyılda tekrar
korsanların taarruzlarına uğrayan şehir bundan sonra önemini
yitirmiş, daha sonraki Arap akınlarıyla da iyice fakirleşmiş
ve M.S. XI. yüzyılda artık hayatiyetini sürdüremeyecek
duruma gelmiştir. Selçukluların Alanya ve Antalya limanlarına
önem vermesi nedeniyle tamamen önemini yitirerek sönmüştür.
Phaselis erken dönemlerde su ihtiyacını kuyu ve sarnıçlarla
karşılarken Roma Çağı'nda her yerde görüldüğü gibi uzak
yerlerden su kemerleri ile (Aquadükt) şehre su getirerek su
ihtiyacını karşılamışlardır. Şehrin kuzeyindeki bir
kaynaktan su kemerleri ile Hadrian Agorasının arkasındaki
tepeye suyu getirmişler, buradan künkler ve kanallarla kent
içine dağıtmışlardır. Şehrin esas kalıntıları askeri
liman ile güney limanı birbirine bağlayan ana caddenin iki
yanında bulunmaktadır. 125 m uzunlukta 20-25 m genişlikteki
ana caddenin her iki yanında üçer basamakla çıkılan
kaldırımlar bulunur. Cadde ortalarda bir meydan oluşturduktan
sonra güney limanına ulaşır. Düzgün taşla döşenen bu
caddenin altında kanalizasyon ve drenaj sistemi vardır.
TERMESSOS
Antalya çevresindeki antik kentlerin en ilginçlerindendir.
Toros Dağları üzerinde 1050 m. yükseklikte kurulmuş bir
Pisidya kentidir. Termessos Ulusal Parkı içinde bulunması ve
koruma altında tutulan çok sayıda bitki ve hayvan türü ile
birarada bulunup eşine az rastlanır bir sentez oluşturması
ayrı bir özelliğidir Termessos'un. Antalya-Burdur karayolunun
11. km.'sinden Korkuteli yönüne dönüldüğünde 14 km. sonra
Termessos işaret levhası görülür. Buradan Termessos'un
uzaklığı 9 km.'dir. Termessos'u gezmek için biraz zaman ve
biraz da yürümeyi sevmek gereklidir. Çünkü kent tamamen
dağlık ve engebeli bir alanda kuruludur. Termessos insanlarına
Solym'ler denilmektedir. Solym'ler diğer antik kentlerdekinin
aksine denizden gelen kavimler değildirler. Tamamen Anadolu
kökenlidirler. Termessos'un bilinen tarihi Büyük İskender'in
İ.Ö. 333 yılında Termessos'u kuşatmasıyla başlar.
İskenderin Cesur Halka Dokunmadığı Kalelerinde Bıraktığı
ve Anadoluya Yöneldiği söyleniyor. İskender, şahin yuvasına
benzettiği bu kenti alamamıştır. Termessos İ.S. V. yüzyıla
kadar varlığını sürdürebilmiştir. Kent Surları, Hadrian
Kapısı, Su Sarnıçları, Tiyatrosu, Gymnasiumu, Agorası,
Odeionu ve Hereonu kentin önemli yapıtlarından bazılarıdır.
Geniş bir alana yayılmış mezarlığı, Alketas, Agatemeros ve
Arslanlı Mezar gibi anıt mezarlar herkesin hayranlığını
toplamaktadır. Kent Helenistik ve Roma Dönemlerinde
Yaşamış,Hristiyanlıkla İlgili Bilgi Bulunmuyor.
MYRA
Finike ile Kaş arasında, Finike'ye 25, Kaş'a 48 km.
uzaklıktadır. Eski çağ Likya'sının en önemli 5 kentinden
birisi olup kuruluşu İ.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. Eskiden
bir kıyı kenti iken Demre çayının getirdiği alüvyonlarla
günümüzde denizden içeride kalmıştır. İ.S. IX. yüzyılda
Arap akınları sonucu terk edilmiştir. Kaya Mezarları, Tiyatro
ve St.Nicholas Kilisesi varlığını günümüze değin
sürdürebilmiş yapılardan bazılarıdır.
İ.S. 245 yılında Fethiye yakınlarında Patara kentinde doğan
St.Nicholas (Aziz Nikola, Santa Claus, Heilige Nikolaus, Noel
Baba) ölümü olan İ.S. 326 yılına değin Anadolu'da
yaşamış bir azizdir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak
iyi bir eğitim görmüş ve kendini insanlara adamıştır.
Yaptığı yardımlarla çevresinde sevgi bağı oluşturan
St.Nicholas, denizcilerin ve çocukların koruyucusu olarak Noel
Baba adı ile bu güne değin yaşatılarak
efsaneleştirilmiştir. Demre Piskoposu olarak çevresinde
yaptığı dini ve sosyal çalışmalarla halkın sorunlarına
insancıl çözümler getirmiştir. Öldükten sonra Demre'de
gömülmüş ve adına bir kilise yaptırılmıştır. St.
Nicholas'ın kemiklerinin bir kısmı 1087 yılında İtalyan
tacirler tarafından Bari'ye kaçırılmıştır. Ancak acele ile
götürülemediği anlaşılan bir kısım parçaları ise bugün
Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.
Hollanda'da Sinterkoas, Fransa'da Pere Noel, İngiltere'de Father
Christmas, Amerika'da Santa Claus ve Almanya'da Heilige Nikolaus
hikayelerinin aslı St. Nicholas'dır.
Bugün pek çok ülkenin baş azizi olan St. Nicholas'ın ölüm
tarihi olan 6 Aralık'ta törenler düzenlenir, çocuklara
hediyeler verilir ve bu kutlamalar Noel Yortusuna değin uzayarak
yeni bir yıl özelliği kazanır.
1951-55 Yıllarında St. Nicholas'ın aslında Santa Claus (Noel
Baba) olduğu ortaya çıkarılmış ve konu ülkemizde önem
kazanmıştır. Radyo ve gazeteler bir çok yayın yapmış, 1955
yılında Noel Baba adına posta pulu çıkarılmıştır. Daha
sonraları Demre'de Noel Baba şenlikleri düzenlenmeye
başlanmıştır.
Dünyada ilk kez 5-7 Aralık 1983 tarihinde Antalya'da Noel Baba
Sempozyumu gerçekleştirilmiştir. Her yıl tekrarlanan bu
sempozyumlara dünyanın değişik uluslarından din ve bilim
adamları katılır. Sempozyumlarda, Anadolu'lu St. Nicholas'ın
insan sevgisinden yararlanarak, dini ve inancı değişik tüm
insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılır.
Özel
Organizasyonlar
|
 |
3ADIM Travel & Tours
Isıklar Caddesi ISönmez Apt No:21 D:
4 Kat 2
Antalya
Phones : + 90 242 2438168 2422749 Fax:
+90 242 2426170
info@3adim.com
|
 |
|